Nazarköy’de Bir Hafta Sonu

“11 yaşında başladım ve 22 yıldır ocağın başındayım.” dedi Uğur Karataş önündeki ergimiş camı şekillendirirken. Uğur, doğduğu yerde çalışan ender insanlardan. Ailesi de boncukçu. Aynı zamanda akrabası olan 3 çalışanı ve o durmaksızın cam boncuk yapıyorlar. Zaten neredeyse herkes akraba Nazarköy’de.

Nazarköy, birçoklarınızın bildiği gibi İzmir Kemalpaşa’ya bağlı bir yer. İzmir’in merkezine 30-35 dakika uzaklıkta, eski adı Kurudere olan boncuk -özellikle de nazar boncuğu- imalatından dolayı adı değişen, dar sokakları olan tipik bir köy.

Nazarköyü farklı kılan şey, cam işçiliğine nesiller boyu gönül vermeleri ve bu aşkı bin türlü zorluğa rağmen yaşatmaya çalışmaları.

Nazar boncuğu, neredeyse tüm dinlerde ve birçok tarih öncesi toplulukta görülen, kötülükleri uzaklaştırdığına inanıldığı için kullanılan bir obje. Popülerliği de gün geçtikçe artıyor. Sadece takı tasarımında değil, giyimden ev dekorasyonuna değişik mecralarda da kullanılıyor.

Temel geçim kaynağı nazar boncuğu olan bu köyde, 10 sene önce 24 olan cam ocağı sayısı günümüzde 4’e kadar düşmüş. Uğur’a göre bunun başlıca nedenleri; devlet eli ile desteklenmeyen, iş olarak görülmeyen el işçiliği, usta/çırak eğitiminin bitmesi, yüksek hammadde maliyeti, hammadde tedariğindeki zorluklar ve elbette önlenemeyen/önlenmeyen ithalat.

Uğur’a nazar boncuğu yapmak için cam gerekiyor hem de geri dönüştürülebilecek cam. Düz şeffaf cam bile yeterli kendisi boya ekleyerek değişik renkler elde edebiliyor zaten. Ancak bu konuda hangi kurum ya da kuruluş ile görüştüyse cevap hep olumsuz. Sosyal sorumluluk projesi olarak bile ele almamış cam fabrikaları. Kullanılmayan cam atıklarını para karşılığında bile vermemişler.

“Benim jenarasyonumdan sonrası yok.” diyor Uğur. Şu anda ocağında çalışan herkes 25-35 yaş aralığında. Çırakları ise yok. Bu da 20- 30 yıl sonra bu sanatın da öleceği anlamına geliyor. Ben burada cam boncuğu özelinde anlatıyorum konuyu ama camı silin başka bir sanatın adını yazın aynı şey. El sanatlarının ülkenin bir rengi, kültürü yaşatan, diri tutan bir öğesi olduğunu atlıyoruz. Hobi olarak “gerçek” işlerimizden arta kalan zamanlara el işçiliğini seviyoruz elbette, “Ah tam bir mindfulness imkanı benim için.”, “Workshop’a katıldım çok eğlendim.” demeyi biliyoruz ama bunun ciddi bir iş gibi görülmediği de ortada. Bu kadar zorluğun yanında bir de Çin ve Hindistan’dan ithal edilen hazır boncuklar var. Cam yerine plastik üretilen boncuklar var. Kısacası ne ararsanız var sanatı bilirmek adına.

Peki, diyeceksiniz ki bu insanlar neden bu işe devam ediyorlar. Duygusal olarak bakarsak aşk. Analitik tarafta da çünkü bildikleri ve en iyi yaptıkları şey bu. Bir cam nazar boncuğunu Uğur 20 saniyede yapıyor. Nereden mi biliyorum elbette bir IK’cı olarak başında oturup kronometre tuttum.

Bu kadar yazdıktan sonra iyi bir yere bağlamam gerekir, değil mi? Hayır, bağlamayacağım. Ülkemizde yitip giden her şey gibi, bırakın bu da dağınık kalsın.

Referans Kontrolü Nedir, Ne Değildir?

Masanın ne tarafında olduğunuzun bir önemi bulunmamakla beraber kurumsalda çalışmış herkesin karşısına en az bir kere çıkmıştır referans kontrolü.

En Lezzetlisi

Su diye uyanmışsın.

Etraf karanlık ama evde hala sesler var. Herkes uyumamış ama belli ki uyuyanları rahatsız etmemek için fısır fısır konuşuyorlar. Yarın okul yok ama erken kalktığın ve evin kuralı olduğu için erken yatmışsın.

İş Hayatındaki 7 Tip Truva Atı

Son günlerde karşıma birbirinden bağımsız yerlerde Truva atı figürü çıkıyor. Evet sevgili okuyucu, hiçbir karşılaşma rastlantı değil. Neden bu tarihsel ikonu görüyorum ya da başka bir bakış açısı ile neden dikkatimi çekiyor bilmiyorum ama bu konuyu bir yere bağlayabilirim sanırım.

Zaman Yönetilebilir Mi?

“Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.” demiş John Lennon. Bilgece bir söz. Ne ilginç ki her şey yoluna girdiğini sandığınız anda tepetaklak olabiliyor hayat. İş hayatımda geçtiğimiz aylarda -tavlada elimde kırık pulla kalmış gibi- bir süreç yaşadım. Yedeğin yedeği olmadığı için bir anda İK bölümünde yapayalnız kaldım. Hal böyle olunca tüm işler benim omzuma bindi. Sızlanmak sadece zamanı ve imkânı olanlar için mümkünmüş.

“Annem Yolumu Gözler”

Geçtiğimiz günlerde birkaç kişi bir araya gelip mental sağlığın öneminden konuşuyorduk ki konu Alzheimer’a geldi. Annesi Alzheimer hastalığından muzdarip olan kadın, yaşadıklarını ve hastalığın evrelerini bizi anlattı. (Gerçi Alzheimer öyle bir hastalık ki yakalananlar değil hastanın çevresindekiler muzdarip oluyorlar.)

“Başarılı” Olmak

Üniversitede neredeyse tüm sınıfı bütünlemeye bırakan-hala kulaklarını çınlattığım- hocamız derslerinden birinde; “35 yaşına gelmeden bir çoğunuz bir çok değişik sektörde, değişik şirketlerde başarılı yani müdür olacaksınız.” demişti. O kadar egolu ve vizyonsuz olmasına rağmen öngörüsüz değilmiş hocamız. Üniversite arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğu yönetici veya müdür oldular. Hem de 35’lerine gelmeden.

Mülakat, bir mülakattan daha fazlasıdır.

İnsan Kaynakları bloggerlarının en sevdiği konulardan biri olan mülakat başlığını bir kez de ben inceleyeyim. Arapça olan mülakat kelimesi telakki kökünden hareketle; buluşma, karşılaşma anlamına gelir. Bizim inceleyeceğimiz mülakat ise “bir işe alınacak kişiler arasından seçim yapabilmek amacıyla kendileriyle karşılıklı konuşma, görüşme” olarak TDK tarafından tanımlanmıştır.