İş Hayatındaki 7 Tip Truva Atı

Son günlerde karşıma birbirinden bağımsız yerlerde Truva atı figürü çıkıyor. Evet sevgili okuyucu, hiçbir karşılaşma rastlantı değil. Neden bu tarihsel ikonu görüyorum ya da başka bir bakış açısı ile neden dikkatimi çekiyor bilmiyorum ama bu konuyu bir yere bağlayabilirim sanırım.

Zaman Yönetilebilir Mi?

“Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelenlerdir.” demiş John Lennon. Bilgece bir söz. Ne ilginç ki her şey yoluna girdiğini sandığınız anda tepetaklak olabiliyor hayat. İş hayatımda geçtiğimiz aylarda -tavlada elimde kırık pulla kalmış gibi- bir süreç yaşadım. Yedeğin yedeği olmadığı için bir anda İK bölümünde yapayalnız kaldım. Hal böyle olunca tüm işler benim omzuma bindi. Sızlanmak sadece zamanı ve imkânı olanlar için mümkünmüş.

“Annem Yolumu Gözler”

Geçtiğimiz günlerde birkaç kişi bir araya gelip mental sağlığın öneminden konuşuyorduk ki konu Alzheimer’a geldi. Annesi Alzheimer hastalığından muzdarip olan kadın, yaşadıklarını ve hastalığın evrelerini bizi anlattı. (Gerçi Alzheimer öyle bir hastalık ki yakalananlar değil hastanın çevresindekiler muzdarip oluyorlar.)

“Başarılı” Olmak

Üniversitede neredeyse tüm sınıfı bütünlemeye bırakan-hala kulaklarını çınlattığım- hocamız derslerinden birinde “35 yaşına gelmeden bir çoğunuz bir çok değişik sektörde, değişik şirketlerde başarılı yani müdür olacaksınız.” demişti. O kadar egolu ve vizyonsuz olmasına rağmen öngörüsüz değilmiş hocamız. Üniversite arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğu yönetici veya müdür oldular. Hem de 35’lerine gelmeden.

Mülakat, bir mülakattan daha fazlasıdır.

İnsan Kaynakları bloggerlarının en sevdiği konulardan biri olan mülakat başlığını bir kez de ben inceleyeyim. Arapça olan mülakat kelimesi telakki kökünden hareketle; buluşma, karşılaşma anlamına gelir. Bizim inceleyeceğimiz mülakat ise “bir işe alınacak kişiler arasından seçim yapabilmek amacıyla kendileriyle karşılıklı konuşma, görüşme” olarak TDK tarafından tanımlanmıştır.

İş Hayatında Bilişsel Çarpıtmalar

Bilişsel Çarpıtmalar diğer bir deyişle Düşünce Hataları, 1970’li yıllarda Aaron Temkin Beck (1921-) tarafından tanımlanmış bir kavramdır. Ancak benim bu tanımla karşılaşmam onun öğrencisi olan David D. Burns’ün (1942-) “İyi Hissetmek” isimli kitabı ile oldu.

Bilişsel Çarpıtma (BÇ) kısaca “gerçekçi olmayan içses” olarak açıklanabilir. Burns; bu konuyu işlediği kitabının üçüncü bölümünde, “Sahip olduğunuz her kötü his, çarpıtılmış olumsuz düşüncelerinizin bir sonucudur, tıpkı soğuk algınlığında burnunuzun akması gibi. Depresif belirtilerinizin ortaya çıkmasında ve gelişmesinde, mantık dışı kötümser düşünceleriniz başrolü oynar.” diyor.

Ben bu ilginç ve istisnasız hepimiz tarafından mutlaka yapılan Bilişsel Çarpıtmaların iş hayatındaki yansımalarına örneklerle bakacağım. (Tırnak içine aldığım ifadeler doğrudan David D. Burns’ten alınmıştır.)

Kitap Derlemesi: Incognito – Beynin Gizli Hayatı

“Incognito” kelimesi benim gibi otelcilerin aşina olduğu bir söylemdir. Otelde konaklayıp türlü nedenlerle isminin gizlenmesini isteyen misafirler, sisteme “incognito” diye işlenir. Köken olarak Latinceye dayanan İtalyanca kelime, özünde “bilinmeyen, meçhul” demek olsa bile “gizlenmiş kimlik” olarak çevrilebilir. Peki bir nörobilimci insan beyni ilgili bir kitaba neden Incognito adını verir derseniz, açıklaması kitabın içinde. “işin gerçeği, koskoca bir soru işaretleri tarlasına bakmakta olduğumuzdur ve göz alabildiğine uzanan bir tarladır bu.”. Bu yazı ile David Eagleman‘ın yazdığı bu kitaptan bana kalanları derleyeyim.

 

İllüzyon

Bundan 20 sene öncesi nasıldı bilmiyorum, bilincim o dönem açılmış olduğundan kıyaslamayı ancak bu zaman aralığında yapabilirim. Yazıyı sorgularken bunu dikkate alın lütfen. Klişe 90’lar güzellemesi de yapmayacağım müsterih olun. İllüzyon olmayan sade hayatlarımız vardı. Salt bir işçi maaşı ile 2-3 çocuğa kimseye muhtaç olmayacak şekilde yaşanan dönemdi. Pazar sabahları nerede kahvaltı yapsak diye düşünülmeyen, gardıroplarımızın daha küçük olduğu, doğum günü gibi özel günler dışında neredeyse fotoğraf çekilmeyen, devamlı ağzımız kulaklarımızda pozları vermek yerine hislerimizi yaşadığımız dönemdi.