Bir Aceminin Gözünden İş Mahkemeleri

Twitter arkadaşım Alper Yılmaz sayesinde (kendisine teşekkür ederim) ilk defa geçen hafta İş Mahkemeleri gerçekliği ile tanışma fırsatına eriştim. Aslına bakıldığında hukuk sistemi ile en fazla yakınlaştığım yer Amerikan menşeili film ve diziler. Ally McBeal ile tohumları atılan bu sistemde “objection!, your honor” kelimelerinin ve jüri sisteminin kullanıldığını sanarak uzun süre geçirdim. Neyse ki İnsan Kaynakları alanında profesyonel olarak çalışmaya başladım da hukukun işleyişini en azından teorik olarak pratikte nasıl işletildiğini öğrendim. Anladığınız üzere Türk Hukuk sistemine çok uzağım. Bu uzaklığı Alper Yılmaz’ın belirttiği davete katılım göstererek biraz kırmak istedim. Ki günün sonunda tüm bakış açım değişti.

Tespitlerim: Kimsenin zamanı yok: Toplumun genel yansımamasında da görebileceğimiz gibi beklemeye tahammül sıfır. Bunu daha adliye sarayının kapısından daha girmeden yaşıyorsunuz. Güvenlik kontrolünden geçmeyi bekleyen 100 kişi ve aradan giren (kaynak olan) 50 kişi ile beraber totalde 150 kişiyi bekledikten sonra içeri adım atabildim. Müthiş bir devinim var içeride. Müthiş bir enerji (olumlu veya olumsuzluğu tartışılır). Duruşma günlerinde böyle oluyormuş (henüz duruşma günü ne demek öğrenemedim). Davalar ışık hızı ile. Hâkimlerin çok dosyaları var gibi görünüyor. İncelemek, özümsemek, değerlendirmek ve nihayetinde karar alabilmek için yeterli zamanları olduğundan emin değilim. Aşırı iş yükü mesleki deformasyon yapıyor mudur?

Süreç değil sonuç odaklılık: Tüm işlerin hızlıca bitmesi sonuçtan daha önemli gibi görünüyor. İş Mahkemelerinde her dava kendi içinde özellikli nitelikler taşımasına rağmen yukarıda da belirttiğim koşullardan dolayı yeterince özümlenemeden şablona uydurulmaya çalışılıyor gibi.

Mübaşir gerçeği: Hâkimlerin üzerindeki baskıyı bir nebze de azaltmaya çalışan ve “ooff” demeyen/diyemeyen bir görevli mübaşir. Mübaşirler olmadan hukuk sisteminin çökeceğini düşünüyorum. Çünkü onlar, yönlendirme ve uyarı olmadan salt otokontrol ile iş yapamayacak olan toplumumuzun bir gerçeği.

Kutsal değerler: Yemin tabanlı kanıtlarda kullanılan bir kavram “kutsal değerler”. 2011 yılında eski metin bugün kullanılan hali ile değiştirilmiş. ””Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum”” benzeri bir ifade kullanılıyor. Hâkim, yeminli ifade alır iken kutsal değer kavramını çok güzel özetledi. “Kutsal gördüğün her şey” dedi, dini inancın, eşin, çocuğun, kutsal gördüğün ne varsa. Ancak dava içeriğini gördüğümde bir kez daha anladım ki “kutsal” gördüğümüz hiçbir şey kalmamış ve biz makineleşmiş birer suret olmuşuz.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked