İllüzyon

Bundan 20 sene öncesi nasıldı bilmiyorum, bilincim o dönem açılmış olduğundan kıyaslamayı ancak bu zaman aralığında yapabilirim. Yazıyı sorgularken bunu dikkate alın lütfen. Klişe 90’lar güzellemesi de yapmayacağım müsterih olun. İllüzyon olmayan sade hayatlarımız vardı. Salt bir işçi maaşı ile 2-3 çocuğa kimseye muhtaç olmayacak şekilde yaşanan dönemdi. Pazar sabahları nerede kahvaltı yapsak diye düşünülmeyen, gardıroplarımızın daha küçük olduğu, doğum günü gibi özel günler dışında neredeyse fotoğraf çekilmeyen, devamlı ağzımız kulaklarımızda pozları vermek yerine hislerimizi yaşadığımız dönemdi.

Değişen binlerce şey bulabiliriz. En tehlikelisinin üzerinde duracağım; mutlu olma zorunluluğu.

İnsanın ruhunu yiyip bitiren şeyler sıralamasında ilk beşe girer, kıyas. Çekmecelerimizde duran ve misafir geldiğinde açılan fotoğraf albümlerimizi her tarafa yayan sosyal medya uygulamaları sayesinde mutluluk da rekabet piyasasına girdi.

Şimdi isteniyor ki mutlak mutluluk içinde kalalım, hep gülelim. Dingin suskunlukların, geçmişi düşündüren melankolinin, gözleri nemlendiren hayal kırıklıklarının, kayıpların arkasından gelen sarsıcı yasların, baş döndüren sinirin de yeri var ruhumuzda. Her duygunun bir anlamı var ve sağlıklı bir insan tek bir duyguda kalamaz.

Bu ayrıma vardığımız gün, mutluluk illüzyonundan çıkıp “Ben neden diğer insanlar gibi mutlu değilim.” diye düşünüp içten içe solmak yerine “Beni ben yapan tüm duygularımı, kendimi kabul ediyorum ve onaylıyorum.” diyerek ruhu sağlıklı bireyler olma yolunda ilk adımı atarız.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked