İş Hayatında KADIN Olmak

Uzun süredir ev dışında çalışan, iş gücüne katılmış olan kadınlar ile ilgili yazı yazmayı planlıyordum. Aslında belki de konuya “Türkiye’de KADIN olmak” ile başlamak lazım. Ancak bu yazı için yapacağım araştırma sürecinde karşılaşacağım ıstırap dolu, acımasız hikâyelere dayanabileceğimi sanmıyorum.

Evet, bu ülkede KADIN olmak çok zordur. Hele bir de babanın, ağabeyinin, eşinin, dayının, amcanın onayını (!) alarak “çalışan bir KADIN” olmuşsanız daha da zor. Malum karışan çok. KADINların eğitime daha çok katılım sağlamaları ile “e madem okuduk bari çalışalım” şeklinde başlayan furya ile artan bir şekilde işgücüne katılım gösteriyoruz. Bu katılımın eğitim seviyesinin düşük olduğu KADINlarda da artmasını ekonomik göstergeler ile açıklayabiliriz. Çünkü bir baba, çocuk/çocukları ve eşine tek maaş ile bakamıyor. Hal böyle olunca KADINların iş hayatındaki hallerine, giyimine, karar alma süreçlerine, yönetimine kısacası her durumu hakkında yüzlerce yazı yazıldı/konuşmalar yapıldı. Yazılmadık bir şey kaldı mı bilemiyorum. Ben hem gözlemlediğim hem de deneyimlediğim zihinlerdeki olumsuz başlıkları ve tepkisel olarak gösterdiğimiz davranışları paylaşacağım. Her bir başlık ayrı bir araştırma ve yazı konusu olabilecek kadar derin aslında.

  • Kadınların; her zaman yönlendirilmeye ihtiyacı var. Stratejik/kritik kararları tek başlarına alamazlar.
  • Kadınlar; duygusaldırlar. Rasyonel düşünemezler. Şirketin yumuşak karnını oluştururlar.
  • Kadınlar; fiziksel olarak dayanıksızdır. Kolay hasta olurlar, iş gücü kaybı yaşatırlar.
  • Kadınlar; sadece belli işleri yapabilirler. Bilişim, teknoloji gibi konular onları aşar.
  • Kadınlar; iş ve aile arasında denge kuramazlar. İşlerine kendilerini vermezler.
  • Kadınlar; “evin direği” değil, olsa olsa “ara kolon”udur. Aynı işi yapan bir erkekten daha az ücret alabilir.
  • Kadınlar; yaratıcı değildirler. Yardımcı ve rutin işlerde çalışabilirler.
  • Kadınlar; çalışma arkadaşlarına ve yöneticilerine yardım etmeleri, yakınlık göstermeleri ile başka bir şey ima ediyor olabilirler.
  • Kadınlar; özellikle de evli olanlar “anne” ya da “potansiyel anne”dirler. Bırakıp gideceklerinden onlara yatırım yapmak gereksizdir.

Zihinlerdeki bu olumsuz düşünceleri yıkabilmek için yaptıklarımız etki-tepki içinde değerlendirilebilir.

  • Daha sert, duygusuz kararlar almaya çalışıyoruz ya da tamamen içimize kapanıyoruz.
  • Kadınsı görünüş ve normal düşünce sistemimizden çıkarak “erkekleşiyoruz”.
  • Daha fazla sorumluluk alabilmek için daha detaycı ve işkolik şekilde çalışıyoruz.
  • Diğer çalışanlar, yöneticiler ile aramıza olması gerektiğinden daha fazla mesafe koyarak olumsuz yargılardan kaçınmaya çalışıyoruz.

Ön yargıları yıkmaya ihtiyacımız var. Bunun için;

  • Zihnimize yerleşmiş, dilimize pelesenk olan olumsuz kalıplardan kurtulmalı,
  • Sorumluluk ve risk almaya çalışmalı,
  • Daha fazla öğrenmeli ve kendimizi eğitmeli,
  • Akıllı, cesur ve ayakları yere sağlam basan bireyler olmalı,
  • Eşit şekilde rekabet edebileceğimiz ortamları oluşturmaya çalışmalı,
  • Ve en önemlisi SABIRLI  olmalıyız.

Bunları başarırsak bir devrim olacaktır ve hiçbir devrim bir günde gerçekleşmez.

No Comments

Leave a Comment

Please be polite. We appreciate that.
Your email address will not be published and required fields are marked