Örgütlerdeki Sinsi Hastalık: Mobbing – Bölüm 1

Günümüzde adı sıkça duyulmaya başlayan mobbing; psikolojik taciz, yıldırma, işyeri terörü gibi anlamlarla Türkçeleştirdiğimiz bir süreci tanımlar. Bu süreçte, kurbanın sağlıklı iletişim kurmasına, sosyal ilişkilerine, itibarına, mesleki konumuna ve fiziksel sağlığına yönelik birçok davranış sergilenir. Davranışlar, mağdurun ve uygulayan kişinin psikolojisinden kaynaklanabileceği gibi örgüt kültürü ve toplum yapısından da kaynaklanabilmektedir. Bu çalışmada, sergilenen davranışların; bireye, örgüte ve topluma karşı yıkıcı etkileri ve bireyleri bu davranışlara iten nedenler üzerinde çalışılmıştır.

Mobbing Kavramı ve Tarihsel Gelişimi

mobbing kavramı Latince “Mobile Vulgus”dan türetilmiştir. Kelime kökü ele alındığında İngilizce “mob” isim olarak şiddete ve soruna neden olabilecek kalabalık insan topluluğu olarak anlamlandırılır. Fiil halinde ise toplu halde birine duyulan yüksek ilgi ya da öfke nedeniyle saldırmak, etrafını sarmak anlamlarına gelir (Oxford Wordpower Dictionary, 1993).

Mobbing’in terim olarak literatüre kazandırılması ve işyerinde uygulanan psikolojik tacizler konusunda yaptığı çalışmalar da tanınan Alman çalışma psikoloğu Harald Ege’e göre mobbing, yuvalarını korumak için saldırganın etrafında uçan kuşların davranışlarını betimlemek amacıyla 19. yüzyılda biyologlar tarafından kullanılan İngilizce bir terimdir (Tınaz, 2006-a). 1960’lara gelindiğinde ise etnolog Konrad Lorenz tarafından mobbing, hayvan davranışlarını açıklamada kullanılmıştır. Lorenz bu terimi “ Büyük bir hayvan tehdidine karşı olarak birden fazla küçük hayvanın oluşturduğu grubun düzenlediği saldırı” olarak tanımlamıştır. (Leymann, 11120e). Daha sonraki yıllarda, İsveçli bilim adamı Dr. Peter Paul Heinemann okul yaşantısında öğrenciler arasından görülen zorbalık ve taciz olaylarını ele almış ve 1972 yılında İsveç’te Mobbing: Group Violence Among Children (Çocuklar Arasında Grup Şiddeti) adlı kitabını yayınlamıştır. Dr. Heinemann, mobbing sözcüğünü çocuklar arasında görülen zorbalık ve şiddet hareketlerinin önü alınmazsa, kurbanların ümitsizlik ve korku nedeniyle intihara kadar götürebildiğini vurgulamak için kullanmıştır (Çobanoğlu, 2005).

Mobbing üzerine yaptığı çalışmalar ile bilinen Dr. Leymann, 1984’te İsveç’te işyerinde mobbingi ilk olarak tanımladığı zaman, mobbingin “bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak, sistematik bir biçimde düşmanca ve ahlakdışı bir iletişim yöneltilmesi şeklinde, psikolojik terör” olduğunu yazmıştır (Davenport ve diğerleri,2003). Mobbing yapısı itibariyle karmaşık ve aynı politik terörde olduğu gibi, kurban terörün ne zaman ve hangi kanattan geleceğini bilemediğinden dolay yıpratıcı bir süreçtir (Duffy, Sperry, 2007). Ancak her saldırı mobbing değildir. Mobbing, bir çalışan ya da yöneticinin, iş arkadaşları, astlar ya da yöneticiler tarafından sistematik ve sürekli bir biçimde kurbanlaştırılmasını ifade eder. Belirli bir saldırganlık ve yıkıcılık içeren davranışların mobbing kapsamında değerlendirilebilmesi için, bu davranışların belirli bir süreyi içermesi (haftada en az 1 kez gerçekleşmesi ve bunun da en az 6 ay boyunca süregelmesi), belirli bir hedefe yönelik olması ve hedef olan kurbanın durumla baş etmekte zorlanıyor olması gerekmektedir (Solmuş, 2005).

Örgütlerde Mobbingin Ortaya Çıkış Nedenleri

Zapt, (1999) yaptığı araştırmalar sonucunda mobbingin ortaya çıkışını; suçu işleyen kişilik özelliklerine, örgütün mobbinge müsait olmasına, kurbanın kişilik özelliklerine ve toplumun yapısına bağlar. Buna göre;

Mobbing Uygulayan Kişinin Psikolojik Yapısından Kaynaklanan Nedenler

Mobbing davranışlarının çoğu saldırganın çeşitli kişilik bozukluğu terimleriyle ifade edildiğinden mobbing literatürü mobbing uygulayanların kişilik özellikleri üzerine yoğunlaşmıştır (Kök, 2006; Özen, 2007). Mobbingi genel olarak alışkanlık haline getirmiş kişiler, kendi yetersizlik duygularını hedef aldıkları kişinin zor durumlarıyla eğlenmeye çalışarak yenmeye çalışan, ikiyüzlü, farklılıklara karşı hoşgörüsüz, kıskanç, aşırı denetleyici kimseler olarak genellenmiştir (Ergenekon, 2006). Leymann, insanların mobbinge başvurmasında dört temel neden görür.

Birisini bir grup kuralını kabul etmeye zorlamak “Eğer kabul etmiyorlarsa gitsinler”: Bu cümle zorlama dürtüsüyle hareket edenlerin düşünce biçimidir. Bir grubun ancak belirli bir tekdüzelik varlığında kaynaşmış ve güçlü olabileceğine inanırlar.

Düşmanlıktan hoşlanmak: İnsanlar hoşlanmadıkları kimselerden kurtulmak için mobbing yaparlar. Kuruluş hiyerarşisinin neresinde oldukları bunda pek bir rol oynamaz. Üstler, eşitler veya astlar kişisel hoşnutsuzluklarının etkisiyle bu süreci başlatabilirler.

Can sıkıntısı içinde zevk arayışı: Bazı sadist ruhlu mobbingçiler yaptıkları eziyetten haz duyarlar. Asıl amaçlarının birisinden kurtulmak olması şart olmayabilir.

Önyargıları pekiştirmek: İnsanlar belli sosyal, ırksal veya etnik bir grubun üyesi oldukları için sevmedikleri kimselere karşı mobbing yapabilirler (Davenport ve diğ. 2003).

Çobanoğlu’na göre mobbing uygulayanları dört kişiliğe ayırabiliriz:

  1. Paranoid Kişilik Bozukluğu: Paranoid kişilik bozukluğunun (PKB), sürekli olarak bir kuşkucu­luk hali ve karşısındaki insanların davranışlarının, amaçlarının kötü niyetli olduğuna duyulan inançla belirgindir. Bu bozukluk ergenlik veya erken erişkinlik dönemlerinde başlar (Tatlıdil-Turan, 2007).
  2. Obsesif Kişilik Bozukluğu: Erişkinliğin erken dönemlerinde başlayan, kişisel ilişkileri, kişinin verimliliğini etkileyen bir şekilde aşırı düzenlilik, mükemmeliyetçilik, içsel ve dışsal kaynaklı olayları ve ilişkileri kontrol üzerine aşırı yoğunlaşma ile giden bir kişilik bozukluğudur.
  3. Narsistik Kişilik Bozukluğu: Narsistik Kişilik Bozukluğu, kişinin sahip olduğu değer ve gücünün abartılmış bir yansımasını dile getiren bir karakter özelliğidir. Bu özelliği taşıyan insanlar, kendilerinin en ünlü, yetenekli ve başarılı olduklarını düşündükleri birer hayal dünyası içinde yaşarlar.
  4. Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu: Anti sosyal yapıdaki kişiler, yasaların suç saydığı davranışları gösterme eğilimindedirler. Bu kişilerin özgeçmişleri araştırıldığında, çocukluk döneminde de yalancılık, evden kaçma, hırsızlık, kavgacılık benzeri davranış bozuklukları gösterdikleri belirlenir. Sahtecilik, hırsızlık, alkol ve psikoaktif maddelere düşkünlük, toplum ve aile içinde çeşitli sorumsuz davranışlar gösterirler. Sürekli ve tutarlı ilişki kuramazlar. Denetimsiz, atak, saldırgan davranış gösterirler ve dürtülerini engelleyemezler (Çöpür, Elmas, Can, 1995).

Anti sosyal kişilik bozukluğunun (bunaltma) mobbingle olduğu kadar suç ile yakın ilişkisi olduğunu görülmüştür (Yumru ve diğerleri, 2005).

Mobbing Uygulanan Kişinin Psikolojik Yapısından Kaynaklanan Nedenler

Araştırmacılar, bunaltmayı uygulayan kişinin olduğu kadar bir kimsenin altyapısında, davranışlarında, tavırlarında, karakterinde ya da içinde bulunduğu koşullarda, onu mobbing yapılmaya yatkınlaştıran bir şey olup olmadığı tartışılmaktadır. Mobbing literatüründe buna ait bir kanıt bulunamamasına karşın Leymann, insanların mobbingden önce ne durumda olduğunu belirleyecek bir araştırma olmadığına göre, böyle bir şeyin söylenemeyeceğini savunmaktadır (Davenport, 2003).

Örgüt Yapısından Kaynaklanan Nedenler

Örgüt, belirli bir amaç ya da amaç grubuna yönelik, birbiriyle bağlantılı eylemlerin gerçekleştirilmesi için bireylerin önceden belirlenmiş davranış kalıpları, görevler ve sorumluluklar çerçevesinde bir araya gelmesiyle oluşan, tamamlayıcı ve süreklilik gösteren toplumsal yapılanmadır. Yapılan araştırmalar örgüt kültürünün de mobbinge ortam hazırlayabildiğini ortaya çıkarmıştır.

Bu örgütlerin; aşırı hiyerarşik yapı, işyerinde yüksek stres bulunması, iş yerinde monotonluk, yönetimin mükemmellik arayışı, örgütteki etik bozulma ve ilkesizlik, örgüt yapısındaki değişiklikler, örgüt liderinin duygusal zekâdan yoksunluğu, örgütteki düşünce yoksunluğu, sonuca odaklı yaklaşımlar, açık kapı politikasının olmaması, yetersiz iletişim, ekip çalışmasının yetersiz olması ya da olmaması, farklılıklara tolerans eğitiminin olmaması ya da etkisiz olması gibi ortak özellikleri olduğu bulgulanmıştır (Yücetürk, 2003-a. Davenport ve Diğ, 2003. Çobanoğlu,2005).

Toplum Yapısından Kaynaklanan Nedenler

David C. Yamada, “The Phenomenon of Workplace Bullying” adlı eserinde, iş hayatında görülen duygusal saldırıların kaynağını yarı zamanlı çalışmalara, yüksek mobiliteye yani sık iş değişikliklerine bağlamıştır. Bunun yanı sıra, çalışanların değiştirilebilir ve yenilenebilir eşya konumunda düşünülmeleri onlara insani değerler açısından bakabilmeyi olumsuz etkilemektedir. Bu husus da duygusal taciz ortamını kolaylaştırmaktadır.

David Yamada bu durumu şu şekilde anlatmaktadır: “İş saatlerinin esnekliği, yarım günlük çalışmaların artması gibi uygulamalar, geleneksel uzun vadeli istihdamlarda görülen, uzun süreli beraber çalışmaktan doğan ve ağır ağır oluşan insanlar arası olumlu bağları olumsuz etkileyecektir. Burada tam tersine çalışanlar kişisizleştirilmekte, kullanılıp atılabilir oldukları varsayılmaktadır. Bu şartlarda duygusal suiistimal olasılığı da yükselir.”

Yamada’nın aynı adlı makalesinde Manpower Inc. Başkanının şu ifadesi yer almakta: “Amerika just-in-time üretimden just-in-time istihdama geçmekte. İşverenler bize; ‘Tam olarak istediğim zaman, istediğim kadar iş gören çalıştırırım, onlara ihtiyacım olmadığında ise onları burada görmek istemem’ diyorlar.” Bu sözler de günümüzde toplumun halen iş görenlere nasıl bakıldığının bir kanıtı. (Yamada, 2000)